Zeynep Kâmilin karanlık bir kış gününde tanıdım onu. Bilal ile geldiler. Biz Şuayb ve Nizam ile fırındaki etsiz yağsız ve salçasız patatesin pişmesini beklerken, girdiler fakirhanemize. Açtık öğrenmeye, yaşamaya, sevişmeye. Kendi çarmıhını sırtında taşıyan bu sert adamı görünce yadırgamadık. Onda eksik olan bizde var değildi. Yaşamımıza bir coşkuda o getirdi. Bilal ile Kazancakis’i, Expery'yi , Joyse u nasıl öğrendiysek öyle öğrendik ondan Pir Sultanı, Yunusu ve Şeriati'yi. Bana dostunu söyle sana gideceğin yeri söyleyeyim dediği zaman melek, adını saymaktan, anmaktan çekinmeyeceğim biri oldu işte, böylece.Fakirdik ama düşkün değildik, burs sıralarında kaynak yolu arayanlarla mücadelemiz bitmemişti daha. Cebe parayı koydum mu soluğu Beyaz Saray da almayı, doymayan gözlerle seyrettiğimiz Mesnevinin 12 cildine birden sahip olmayı planlardık. Marşlar türküler okurduk bağırarak sahanda kalan son domatesli yumurta parçasını kapmaya çalışırken. Direnişi miras bırakmıştı bir öncekiler bize. Birlikte okuduk, yedik, içtik bilendik…
Bu yazımda işte böyle bir dostun kitabını anlatacağım sizlere. Çoğunuzun adını görür görmez kaçacağı içeriğini merak etmeden uzaklaşacağı bir kitaptan. Ayaküstü Sevişmeler bu yönüyle biliyorum çok tartışacağınız, ama okudukça içinde kendi hikâyelerinizi bulacağınız sağlam bir duruş olmuş. 90 ların sonlarında Anadolu’nun dört bir yanından kopup gelmiş, okul kantinlerine postu sermiş şimdilerde çoğu bir devlet dairesindeki odalarında köhne facebook sayfalarının servis ettiği anılarına dalan, karşı masadaki mesai arkadaşına fakülte günlerinden dem vuran, sağcısı, solcusu İslamcısı, tüm yaşıtlarımız okusunlar isterim bu kitabı.
Doğulu Aydınları Aydınlatma Cemiyeti biliyorum çok karıştıracak kafanızı. o günlerde içinizden küfrettiğiniz şimdi ise saygıyla andığınız kişileri bulacaksınız bu kitapta. Dahası o günlerde hissettiklerinizi yani yarım kalan aşklarınızı, yarım kalan savaşınızı, yarım kalan umutlarınızı bulacaksınız. Bu yüzden Ayaküstü Sevişmeler bu kitabın adı.
Her biriniz çarçabuk hayatın bir köşesinden roller kapmaya uğraşırken bir yandan da yaşanılan anı kaybetmeme, yetişme telaşında, ayaküstü geçiştirmediniz mi yaşanması gereken her şeyi. Dönün bir daha bakın o halde, kenarları kıvrılmış rengi uçmuş o eski resme! Ayaküstü yaşadınız aşklarınızı, ayaküstü sohbetlerde edindiniz tüm eski dostlarınızı, ayaküstü devletler kurup yıktınız. Gençliğinizin en güzel zamanlarını oradan oraya koştururken kaybedip gittiniz.
Bir yandan tarihten geçer not almaya didinirken, diğer yandan sevdiğiniz kızı ders çıkışında görebilmek için, kâğıdı doldurmadan apar topar ayrılmadınız mı okul amfilerden? Devamsızlığı kabul etmeyen kravatlı, traşlı, kendini beğenmiş hocalarınızı zorla dinlerken, yetişmeniz gereken bir başörtüsü eylemi ya da kapitalizm manifestosu için terk etmediniz mi okul sıralarınızı? Her daim coşkulu ama bir o kadar çekingen olmadınız mı polis üniformasını her gördüğünüzde?
Kızgındık herkese, yanlış giden bir şeyler vardı ve hepimiz doğrunun kendimize en yakın gelen tarafında, durmayan mücadelelerin içindeydik. Kızgındık çünkü kaybediyorduk sürekli. Bosna’da, Kosova’da, Filistin’de ve tabi Irakta ardı ardına kaybediyordu insanlık. Bizden öncekiler kazanmışlardı oysa. Sierre Lone’de, Havana’da, Sien Yong’ ta, Tahran’da, Hindikuşlar’da zafer türküleri söylemişlerdi. İçimizden en iyilerimizi gönderdik cephelere. Bizlerse ayaküstü geçiştirilen bir Tel’inle, uyuşuk birkaç protestoyla, sıradan bir bayrak yakma eylemiyle, unutmaya çalışıyorduk öldürülen çocukları. Gidenler bir daha hiç geri gelmediler. Gelenlerse bir daha hiç konuşmadılar. Bize kaloriferli, meşin koltuklu konferans salonlarında hikâyelerini anlatmak kaldı bu dönmeyenlerin ve konuşmayanların.
Sahip olabilenlerimiz kabul etmeliyiz ki, ardımızda feda ettiğimiz kayıplar bırakarak yerleştik, yüksek katlı binaların geniş manzaralı odalarına. Makamlarımız en üst katta olabildiğine aydınlık ve ferahken, mescitlerimizi bodrum katlarına, merdiven altlarına sıkıştırmıştık. Kendi çocuklarımız Mc Donaldlardan bizim tadını hiç bilmediğimiz gıdalarla beslenirken, ümmetin fakir çocuklarını yalnız ramazan ve kurban bayramlarında doymak için alıştırdık.
Paraca zengin fakat vicdanen fakir olanlarımız son model arabalarda dolaşırken, zekatımızı fitremizi depolarımızdaki stok tarihi dolmuş mallarla ödedik. Kaybettiğimiz, cumalara, kandil gecelerine hapsettiğimiz sadece samimiyetimiz değildi. İnançlarımızı, aşklarımızı, coşkularımızı, umutlarımızı da bir bir kaybettik.
İşte tüm bu kayıplara bir ağıt Ayaküstü Sevişmeler. Evet, belki fazla ağıt tadında. Ama herhangi bir memurluk, üç beş kuruş maişet için geçmişini ve bu gününü feda etmeye hazır insanların küçük hikâyelerinden besleniyor ne de olsa.
Dostlarım, akranlarım, kaybedilen sadece dün değildir. Yarın var olmasını umut ettiklerimiz hiç olmayacaklarsa söyleyin! Değerini nasıl biliriz yaşamlarımızın?
Dostum Zeki Bulduk'a hatırlattıkları için teşekkür ediyor ve varolma eyleminde başarılar temenni ediyorum. Şimdilik hoşçakalın...
Ali Bedel