6 Kasım 2012 Salı

Kaf Dağının Ardına Uçan Kuşlar

Çeyrek saattir metrobüs ile yoldayım. Servise geç kaldığım için kaçınılmaz olarak kullandığım bu araç tüm İstanbullular için denize düşüldüğünde kuyruğuna sarıldığımız bir yılan adeta...  Duraklardaki tıka basa dolu otobüslere binebilmek için birbirlerini ezen insanları,  devasa gemi batarken, kendilerini filikalara atarak canlarını kurtarmaya çalışan talihsiz Titanik yolcularına benzetiyorum doğrusu.

Daha biner binmez Otobüs içindeki kalabalık yoğun bir sis gibi etrafmı kapladı. Nereye dönsem uykulu gözler, yeni traş olmuş örselenmiş suratlar. Gayri ihtiyari sırtımı kalabalığa, yüzümü cama doğru dönüyorum. Bu şekilde biraz olsun içine düştüğüm kabustan soyutlayabiliyorum kendimi. Bunu yapmassam çevremdeki kalabalık, sanki buharlı bir trenin gizli çuf çuflarına tempo tutarak koşarken beni de önlerine katıp sürükleyecekmiş gibi görünüyor.

Birden olması beklenen, ama akıldan o an için çıkmış olan bir şey değiştiriveriyor her şeyi. Metrobüs Boğazı geçerken eşsiz İstanbul manzarasına  kilitleniyor yine gözlerim ve işte o zaman neden bu şehirde yaşamayı tercih ettiğimi ve tüm bu olumsuzluklara niçin katlandığımı bir kez daha hatırlıyorum. Bu şehrin; denize açılan Arnavut kaldırımlı dar sokaklarını,  her biri eskinin ağırbaşlı mağrur havasını yansıtan ahşap evlerini, Bizanstan Osmanlıya imparatorlukların ihtişamını hatırlatan burçlarını, mavi sularıyla günlük hayatımıza derinlik ve arınmışlık katan boğaziçi'ni, gökyüzünde veya çatılarda seslerini aradığımız açık göz martılarını, çok seviyorum, Bu yüzden istanbul'dan başka bir kent te yaşamayı düşünemiyorum.

İçinde bulunduğum Metrobüs Boğaziçi köprüsünün 64 m. yüksekte çelik halatlarla asılı duran asfalt zemininde ilerlerken aklıma gelen bir başka konu ise, bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine okuduğum ve bana anlatı sanatının eşsiz fırsatları konusunda çok kıymetli bilgiler veren Feridüdin Attar'ın Mantık-ut Tayr kitabı...

Kaf dağının ardındaki Zümrüdü Anka'ya  ulaşmak için yola çıkan çeşitli kuşların hikayesi Mantık-ut Tayr.
Bu çok eski zamanlarda yazılmış hikayede, bir öğretmenleri var kuşların. Aynı zamanda bir mesajcı da olan bu öğretmen tüm diğer kuşlara daha önce varolduğunu bilmedikleri bir Sultanları olduğunu ve asıl mutluluğun ancak o sulatana ulaşmak ile yakalanabileceğini öğretiyor. Ona ulaşmak için önlerinde uzanan  meşekkatli bir yolculuğa çıkmaları gerektiğini anlatıyor. Sonunda kuşlar öğretmenleri ile beraber yola revan oluyorlar. Varış yerine ise ancak bir çok fedakarlık yaptıktan sonra tüm varlıklarından vazgeçen birkaç kuş ulaşabiliyor. Son noktada ulaşılması hedeflenen zümrüdü anka'nın yaptıkları bir çok fedakarlıktan sonra ulaştıkları kendi ruhsal zirveleri olduğunu öğreniyorlar.

800 Yıl evvel Buhara çarşısında babadan kalan aktar dükkanını çalıştıran Feridüddin'in ruhsal eğitimin nefsi terbiye etmekten gaçtiğini anlatan satırları bize ne anlatıyor olabilir?                                                        
Bence günümüz modern yaşamının beraberinde getirdiği tüm sorunlara karşı kulağımıza, adanmışlığın hala umudun anahtarı olabileceğini fısıldıyor.
Adanmışlık; yani kutsal bir amaca ulaşmak için, hayatın sana sunduğu veya vaadettiği tüm lükslerden, ve benliğinin seni olduğundan daha başka biriymişsin gibi  algılamana yol açan tüm abartılarından kurtularak,  ilke edindiğin yüce amaç uğrunda sahip olduklarından vaz geçebilmek. Gereksiz ağırlılardan kurtulan ruhunun  olmak için bu dünyaya gönderildiği kişi olmak...

 Hepimiz devam eden yaşam mücadelemizde kimi zaman düşerek kimi zaman koşarak nereye ulaşmaya çalışıyoruz hiç düşündünüz mü? Yolun sonunda bizi bekleyen olası durumlara ne kadar hazırız? Bir şekilde yaşamımızın anlamı haline getirdiğimiz nesneler bu olası sonda bizi mutluluğa götürecek mi?
Benim aklımdan geçen ve sizin sorduğunuz daha bir çok soruya cevap niteliği taşıyan bu değerli kitabı hepinize tavsiye ederim.                                                                                                
                                                                                                                                        Ali Bedel