1 Nisan 2012 Pazar

Bu Toprağın Dili Ne Söyler

ÖnizlemeAlın size küresel ısınma! Martın 15 i ve ben odamda, kenarı yırtık botuma, can sıkıntısıyla bakarken dışarıda lapa lapa kar yağıyor. Elbette akılcı olmalı bir türlü sonu gelmeyen ve etkisini artıran kış için yeni bir bot almalıyım. Ama hiçbir zaman yeterince temkinli biri olmadığımdan ve içimden bir ses ‘‘Şunun şurasında bahara ne kaldı, biraz daha sık dişini’’ diye bağırdığından harekete geçemiyorum. Zaten bir sonraki yıl için kendine son ucuzluklardan bir şeyler alan kişileri hiç anlamıyorum. Bana göre gelecek kış hiç gelmeyebilir. Ya da kış tabi gelir elbet te, ben görebilir miyim? Bilmiyorum. Sonuçta kaderimiz Allah’ın elinde ve ben doğmamış çocuğa don biçecek kadar zengin ve ya enayi değilim!
Enayi değilim dedim ya bakmayın siz ahkâm kestiğime. Aslında hepimiz birçok konuda kandırılıyoruz, fakat farkında değiliz. Kandırıldığımız en büyük yalanlardan biri hakkında, kendince gerçeği arama çabasına düşmüş bir eserle ilgili olacak bu günkü yazım. Yazarının ilk romanı olma özelliğini taşıyan Bu Toprağın Dili adlı kitapla…
Eski bir gazeteci olan Sabiha Ünlü Bizim Toprağın Dili isimli eserinde Güney Doğu gerçeği ve Kürt-Türk ilişkileri üzerine farklı bir bakış açısı sunmaya çalışıyor. Bölge insanının günlük yaşamlarında sıkça karşılaştığı zulümlerden ve  yer yer işkence halini almış uygulamalardan yola çıkarak oluşturduğu hikayelerinde, resmi ideoloji tarafından ihanete uğrayarak ötekileştirmeye çalışılan kardeşlerimiz, arkadaşlarımız, eşlerimiz, akrabalarımız Kürtler ’den ve onların hayatlarında yer alan fakat bizim inanmak istemediğimiz, duymamak için kulak tıkadığımız gerçeklerinden söz ediyor.
Her birimiz gayet iyi biliyoruz ki bir dönemin resmi ideolojisi kendi halkından düşmanlar yaratmak ve onları cezalandırmak konusunda olağanüstü mahir davranmıştır. Bu gün artık bulunduğumuz noktadan Sağ- Sol, Laik-Dinci, Türk-Kürt gibi bir çok argümanı bir birleri aleyhine gelişmeleri için pohpohlayıp otoritesini devam ettirmek ve yaymak için kullanmış despot yöneticilerimizin varlıklarını ve aymazlıklarını çok net bir şekilde görebilmekteyiz. PKK bize onların hediyesidir. Halkın zoruyla oyun sahnesini terk edip giderken için için Anadolu halklarının başına bela ettikleri PKK problemine gülerek bu meselenin tekrar kendilerine ihtiyaç hasıl edeceğini sanarak ellerini ovuşturuyorlardı şüphesiz.
 Sabiha Hanım’ın kitabını Çanakkale Zaferinin seneyi devriyesinde okumak beni daha çok etkiledi doğrusu. Bana göre Çanakkale Laz’ıyla, Arnavut’uyla, Kürt’üyle, Gürcü’süyle Pomak’ıyla Türk’üyle Osmanlı tabasının birlikte kazandıkları, adeta son kez bir büyük cihan devletinin vatandaşları oldukları zaferdir. Son haçlı seferini göğsünde beraberce eriten bu insanların tümü ortak bir gaye için birleşerek armağan ettiler bu zaferi hepimize. Evet hepimize, sadece biz Türklere değil, İslam Sancağı altında birleşen tüm halklara armağan ettiler. Kurtuluş Savaşı da aynı birlik ve beraberlik içinde verildi. Hatta dikkat edilirse işgale karşı ilk direnişler Kürt kardeşlerimizin yaşadığı şehirlerde başladı. Direniş muştusunu ilk kez dile getirenlere, dile getirmekle yetinmeyip kıyama kalkanlara az şey mi borçluyuz?
Fakat zaferden sonra bu borç unutuldu. Anadolu yu aynı düşünce ekseni içinde yurt kabul eden ve düşmana karşı duran halklar yok sayılmaya küçük görülmeye adeta yabancılaştırılmaya çalışıldı. Et ve kemik gibi birbirinin içine girmiş bin yıllık kardeşlik bir tarafa atılırken adını Türk Milliyetçiliği olarak rahatlıkla koyabileceğimiz bir anlayışla farklı aidiyetlere sahip halklar düşman olarak görülmeye başlandılar.  Kürtler bu noktada belki de en fazla zarar gören insanlar oldular. Cumhuriyet onları vatandaşlığa kabul ederken dinlerini, dillerini kültürel kimliklerini bir tarafa bırakmaya zorladı. Bence bu gün yaşadığımız kardeş kavgamızın temelinde bu yanlış ve zorba anlayış yatmaktadır.
Sabiha Ünlü çok yeri manzum cümleler ile dikkatle bezenmiş eserinde benim temas etmeye çalıştığım noktalara bir annenin hassaslığı ile yaklaşarak, ezilen insanların acılarını ve çaresizliklerini anlatan hikâyeleriyle yaşanan ıstırapları görmemizi sağlamaya çalışmış. Boşaltılıp yakılan köyler, fakirliğe ve açlığa mahkum edilen göçmenler, hiçbir suç işlememişken, insanlık dışı muamelelerle PKK sempatizanı yapılan bölge halkı ve gençlerini anlatan hikayeleri ile Sabiha Ünlü, kim bilir belki bir kaçımızın dikkatini çeker ve hainlikle yaftalanan bu insanların gerçek hikayelerini anlamaya ve empati kurarak çevremize anlatmaya sevk eder.
Hepimizin tanıdığı dünyaca ünlü Yazar Cengiz Aytmatov Toprak Ana adlı eserinde, Kırgız toprağının dilinden bu yörenin insanlarının acı ve ıstırap dolu hayatlarını anlatmıştı. Sabiha Ünlü’de Cudi ve Gabar dağlarında yaşayan epidemik türlerden biri olan ters açmış lalelerin dilinden Kürt halkının acılarını ve sıkıntılarını bizlere anlatmaya çalışmış.
Yazımın sonuna geldiğim bu anda ayağa kalkmak ve bütün gücümle tüm Anadolu halkalarının duyması için gırtlağımı yırtarcasına bağırmak istiyorum; Akan kan Kürdün olsun Türkün olsun bizimdir arkadaşlar, Gelin ayrılık gayrılığa bir son verelim.   

Ali Bedel

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder