8 Ocak 2011 Cumartesi

Şen Olasın Kazancakis

Buz gibi bir Cumartesi sabahı işe gitmek zorunda olmak yerine, elimde Kazancakisten bir kitap, kızgın Girit sahillerinde tur atmak isterdim doğrusu. Güzel olurdu Aleksi Zorbayla zeytin ağacının altında aylak aylak köyün kızlarından bahsetmek.
Kış ve İstanbul.  Öyle kolay kolay yanyana gelmez bu iki kelime geldiğinde de tam gelir.Bakın işte bu sabah Karaköy iskelesi nerdeyse bom boş sadece bu iki kelime var. Ha! unutmadan bir de soğuk. Sisler içinden gelen şehir hatları vapuru acaba bir kaç kadersiz yolcuyu nereye taşıyacak?  İnşallah vapur sıcaktır diyordum kendi kendime merdivenleri çıkarken ama nerdeee...
Koltuğumun altındaki Nikos Kazancakis imzalı Aleksi Zorba isimli kitabın neredeyse tamamını Karaköy-Üsküdar arası vapurda okuyup bitirdim diyebilirim. Onun hikayesi çok yabancı gelmedi bana.Anlatılan yerlerde hep bafa gölü ve milas geldi gözlerimin önüne.Sonuçta giritli ya da bodrumlu ne kadar farklı olabilirdi ki insan?
Ama asıl mesele Aleksi Zorba'nın ruh dünyası.Bu insan günü birlik yaşayan, iş hayatı,din, politika, spor, sanat, magazin gibi diğer yaşamların bir yerinden bir parçasına katılmaya çalıştıkları her bir tartışmayı anlamsız ve değersiz bulan, yaşamı ve ölümü takmayan varoluşun anlamını günlük basit zevklerin sarhoşluğunda bulmuş olan birinin hikayesi.
Vapurun camından iskeleye yanaşma manevralarını seyrederken, bir yandan da aklımda böyle boşvermiş fikir tembeli bir yaşam geçiriyorum. Emekliliği olmayan bir hayatı düşünemediğimi görüyorum. Kaskosu olmayan bir araçla şehirler arası bir yolculuk yapma fikri gibi uçarı bir fikir bu. Aman Allahım sen bizi ssk sı olmayan zamanlardan koru.... :)))

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder